<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Feyza Bayraktar</title>
	<atom:link href="https://feyzabayraktar.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://feyzabayraktar.com</link>
	<description>info@feyzabayraktar.com</description>
	<lastBuildDate>Sat, 31 Aug 2019 11:28:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.4.10</generator>

<image>
	<url>https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/cropped-logo-01-32x32.png</url>
	<title>Feyza Bayraktar</title>
	<link>https://feyzabayraktar.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İş stresi yeme bozukluğuna yol açıyor</title>
		<link>https://feyzabayraktar.com/is-stresi-yeme-bozukluguna-yol-aciyor.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=is-stresi-yeme-bozukluguna-yol-aciyor</link>
					<comments>https://feyzabayraktar.com/is-stresi-yeme-bozukluguna-yol-aciyor.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Aug 2019 11:28:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://feyzabayraktar.com/?p=794</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kahvaltıyı atlamak, masa başında abur-cubur tüketmek çalışanların en sık yaptıkları beslenme hatalarından. Ama bir de stresten kaynaklı yeme bozuklukları var. Psikolog Dr. Feyza Bayraktar, &#8220;Yemek birçok kişi için en kolay duygusal anestezidir. Bu alışkanlık öyle kolay yer edinir ki kişi yemek olmadan çalışamaz, stresle baş edemez, uyuyamaz ve huzurlu hissedemez hale gelir” diyor. Dr. Bayraktar, [...]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com/is-stresi-yeme-bozukluguna-yol-aciyor.html">İş stresi yeme bozukluğuna yol açıyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com">Feyza Bayraktar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h6>Kahvaltıyı atlamak, masa başında abur-cubur tüketmek çalışanların en sık yaptıkları beslenme hatalarından. Ama bir de stresten kaynaklı yeme bozuklukları var. Psikolog Dr. Feyza Bayraktar, &#8220;Yemek birçok kişi için en kolay duygusal anestezidir. Bu alışkanlık öyle kolay yer edinir ki kişi yemek olmadan çalışamaz, stresle baş edemez, uyuyamaz ve huzurlu hissedemez hale gelir” diyor. Dr. Bayraktar, sorularımızı yanıtladı.</h6>



<p><strong>Türkiye’de obezite ne kadar yaygın?</strong><br>Sağlık Bakanlığı’nın 2010 yılında yaptığı ön çalışmanın sonucundaki verilere göre Türkiye’de fazla kilolu ve şişman olanların oranı toplam nüfusun yüzde 64.9’unu oluşturuyor ki bu oranın son 4 senede daha da arttığı düşünülüyor.&nbsp;</p>



<p><strong>Çalışanların ne kadarının kilo ile başı dertte?</strong><br>İş dünyasında yaygınlık olarak yapılmış bir çalışma yok yalnız strese bağlı&nbsp;<a href="http://www.hurriyet.com.tr/lezizz/yemek-tarifleri/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">yemek</a>&nbsp;yeme yani duygu duruma bağlı yemek yeme ile ortaya çıkan fazla kilo sorununda iş hayatının rolü büyük. İş stresinin yanı sıra, uzun saatler ofiste kalmak, düzensiz yemek ve uyumak, sık iş seyahatlerine çıkmak ve hayat düzeninin sekteye uğraması da kilo almaya sebep olabiliyor.</p>



<p>En çok kimler risk altında?<br>Çalışma yükü, stresi, sorumluluğu ne kadar fazla ise kilo artışı riski o kadar yüksek olabiliyor; doktorlar, avukatlar, bankacılar, şirketlerin satış elemanları ve üst düzey yöneticileri, mimarlar genel yüksek risk grubu içerisinde yer alıyor. Kişinin üzerindeki sorumluluk ve/veya çalıştığı ortamdaki rekabet arttıkça stres, kaygı kaynaklı yemek yeme riski de artıyor. Kişi çalıştığı ortamda mutsuz ise işinden tatmin olmuyorsa huzursuzluk ve can sıkıntısına bağlı yemek yeme tetiklenebiliyor ve kişi gün boyu bir şeyler atıştırıyor. İş yaşamı hayatın büyük kesimini oluşturduğu için oradaki duygusal dalgalanmalar yeme bozukluğu ve kilo alma riskini arttırıyor.&nbsp;</p>



<p><strong>Kilolu insanlar iş hayatında ne gibi sıkıntılar yaşıyorlar? İşe alımda, terfide ayrımcılığa uğruyorlar mı?</strong><br>Kilolu insanların, iş alımda kilolu olmayanlara göre daha dezavantajlı olduğu, terfi, zam gibi durumlarda da kendisi ile aynı derecede başarılı olan kişiye oranla şanslarının daha az olduğu bilimsel çalışmalarla ortaya konulmuştur. Kilolu kişiye karşı insanlar farkında olmadan bir önyargıya sahip olabiliyorlar. Araştırmalar gösteriyor ki şişmanlık tembellik, iradesizlik, psikolojik problemlere sahip olma, disiplinsizlik, hatta fazla zeki olmamakla bile özdeşleştirilebiliyor. İnsanların obeziteye karşı farkında olmadan edindikleri bu etiketleme iş dünyasında tabii ki kilolu insanların birçok problem yaşamasına sebep olabiliyor. Kilo disiplinsizlik, tembellik, iradesizlikle özdeşleştirildiği için iş yaşamında kilolu bir insanın aynı konumda olan zayıf bir insana göre daha kötü bir performans göstereceği inancı oluşabiliyor. Bunun yanı sıra özellikle müşteri ile bire bir temas halinde olan işler için kilolu insanlar genellikle tercih edilmiyor. Örneğin bir danışanım senelerdir ön büroda müşteri ile birebir çalışıp satış yapmak istediğini ama üstlerinin devamlı bir bahane ile onu geçiştirip kendisinden daha zayıf çalışanların o istediği pozisyona getirilmesinden şikayet etmişti.&nbsp;</p>



<p><strong>İş arkadaşları kilolu çalışanlara nasıl bakıyorlar?&nbsp;</strong><br>Maalesef son yıllarda toplum olarak kilo ile ilgili takıntılı hale geldik. İnsanlar birbirini ilk gördüğünde birbirilerine ‘merhaba’ demeden ‘kilo almışsın’, ‘kilo vermişsin’ gibi yorumlar yapıyorlar. İş yaşamında da çalışanlar aynı pozisyonda çalıştıkları iş arkadaşlarına veya altlarında çalışanlara kilo ile ilgili şaka, yorum ve eleştiri yapabiliyorlar; ‘yine mi diyettesin bu seferki kaç gün sürecek acaba?’ ya da ‘O kadar kilon var hâlâ mı bir şeyler yiyorsun?’ gibi&#8230;</p>



<p><strong>Yeme problemi yaşayan kişiler nereye başvurmalı?</strong><br>Yeme bozukluğu kişinin ne yediğinden daha çok yeme davranışını tanımlar. Stres, sıkıntı, duygu durum değişikleri, ilişki problemleri, çevresel baskı gibi insanda psikolojik sorunlar yaratan durumlar eğer o kişinin yeme davranışını, beden algısını etkiliyorsa o zaman yeme bozukluğundan bahsedebiliriz. Psikolojik duruma bağlı az yeme ya da çok yeme, kilo ile ilgili takıntılar yaşama yeme bozuklukları alanına girer ve bu noktada psikolojik destek almak gerekir.</p>



<p><strong>Siz yeme bozukluğu olan kişilere neler tavsiye edersiniz?&nbsp;</strong><br>Öncelikle aşırı yeme sonra&nbsp;<a href="http://www.hurriyetaile.com/ucretsiz-diyet-profili" target="_blank" rel="noreferrer noopener">diyet</a>&nbsp;sonra tekrar aşırı yeme ve kendini kötü hissetme döngüsünden çıkmak için psikolojik destek şart. Yemek en kolay duygusal anestezidir, kolay ulaşılır. Birçok insan için yemek bir tür kendini rahatlatma yöntemi olarak kullanılır. Bu alışkanlık öyle kolay yer edinir ki kişi yemek olmadan çalışamaz, stresle baş edemez, uyuyamaz ve huzurlu hissedemez hale gelir. Yeme bozukluğundan kurtulmak için ilk önce kişi ne zaman, nerede ve hangi koşullar altında duygusal yemeğe yönleniyor ya da yeme atağı yaşıyor bunu fark etmesi gerekir. Bunun için günlük bir çizelge tutabilir; yediği zamanı, yeri, miktarını ve neden yediğini çizelgeye yazabilir ve böylece yemeyi tetikleyici durumları belirleyebilir. Bu durumlar belirlendikten sonra kişi o durumlarla nasıl baş edebileceğini düşünmelidir. Nefes egzersizleri, gevşeme teknikleri oldukça sık kullanılan stres ve kaygıyla baş etme yöntemleri arasında sayılabilir. İmkan varsa yürüyüşe çıkmak, temiz hava almak da kişiye yardımcı olabilir. Ayrıca kişinin günlük modunu olumlu etkileyecek uzun vadeli aktiviteler düşünmesi gerekir böylece strese sıkıntıya karşı toleransı artabilir. Egzersiz, hobi, kısa süreli tatiller, masaj gibi etkinlikler de yardımcı olabilir.<br><strong><br>İş stresi ne gibi yeme problemleri yaratıyor?<br></strong>İş stresi daha çok aşırı yeme, duygusal kaynaklı atıştırma gibi yeme problemleri yaratıyor. Yalnız zaman zaman bu durum öbür uca kayıp stresten dolayı kendi bedenine takma, sıkı diyetlerle zayıflamaya çalışma, aşırı spor yapma şeklinde de kendisini gösterebiliyor.&nbsp;</p>



<p>Kişinin sorumluluğu arttıkça, bulunduğu ortamdaki rekabet arttıkça yeme problemi riski artabiliyor. Kişi yükseldikçe, sorumluluk ve rekabet ve tabii buna bağlı stres arttığı için üst düzey yöneticilerde yeme problemleri daha yaygın.</p>



<p><a href="http://www.hurriyet.com.tr/ik-yeni-ekonomi/is-stresi-yeme-bozukluguna-yol-aciyor-26789141">Kaynak</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com/is-stresi-yeme-bozukluguna-yol-aciyor.html">İş stresi yeme bozukluğuna yol açıyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com">Feyza Bayraktar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://feyzabayraktar.com/is-stresi-yeme-bozukluguna-yol-aciyor.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bedene Eleştiri Psikolojik Şiddettir</title>
		<link>https://feyzabayraktar.com/bedene-elestiri-psikolojik-siddettir.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bedene-elestiri-psikolojik-siddettir</link>
					<comments>https://feyzabayraktar.com/bedene-elestiri-psikolojik-siddettir.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Aug 2019 08:31:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın]]></category>
		<category><![CDATA[Yeme Bozuklukları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://feyzabayraktar.com/?p=783</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayatları, kilo alıp verme döngüsü içinde geçmiş bir çok kişinin geçmişine bakıldığı zaman; çocukluk veya ergenlik döneminde akranlarına kıyasla daha fazla kiloda olma, akranları tarafından kilosu ve beden şekline dair dalga geçilme, aile ve yakın çevrenin kişiyi kilosu ve beden şekli üzerinden eleştirmesi görülür.&#160; Kilo ve beden şekli üzerinden eleştirilme, kişide, çocukluk döneminden başlayarak; “Ben [...]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com/bedene-elestiri-psikolojik-siddettir.html">Bedene Eleştiri Psikolojik Şiddettir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com">Feyza Bayraktar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hayatları, kilo alıp verme döngüsü içinde geçmiş bir çok kişinin geçmişine bakıldığı zaman; çocukluk veya ergenlik döneminde akranlarına kıyasla daha fazla kiloda olma, akranları tarafından kilosu ve beden şekline dair dalga geçilme, aile ve yakın çevrenin kişiyi kilosu ve beden şekli üzerinden eleştirmesi görülür.&nbsp; Kilo ve beden şekli üzerinden eleştirilme, kişide, çocukluk döneminden başlayarak; “Ben ancak belli bir kiloda olursam, değerli olurum.”  düşüncesinin yerleşmesine  ve kişinin kendilik değerini, kilo ve beden şekli üzerinden belirlemesine sebep olabilir. Genellikle, ergenlik döneminde veya erken yetişkinlik döneminde diyet yapılır ve kilo verilmeye başlanır. Hızlı kilo verebilmek için baş vurulan diyetler, çoğunlukla oldukça sıkı ve kısıtlayıcı diyetler olur. “Ancak kilo verirsem değer görürüm.” düşüncesi, kişi kilo verdikçe, çevreden gelen takdir ve beğeni doğrultusunda güçlenir. Kişi, uzun süreli sıkı bir diyet sonrası bir noktada normalde yiyeceğinden çok daha fazla yemek yer ve diyet-fazla yeme döngüsü ile kilo alıp verme dönemleri birbirini takip eder. Kendilik değerini, kilo ve beden şekli üzerinden belirlemiş olduğu için de&nbsp; herhangi bir sağlık problemi olmasa bile, kişi kendisinin belli bir kiloda olması gerektiğine inanır. Üzerinde büyük baskı hisseder. Hissettiği baskı ile de yeme atakları veya farklı belirtilerle ortaya çıkan yeme bozuklukları tetiklenir.&nbsp;<br></p>



<p>Kişinin sağlıklı kilosunda olması, daha kaliteli ve uzun bir yaşam sürdürebilmesi açısından oldukça önemlidir. Yalnız, çevrenin kişinin özellikle çocukluk çağından itibaren, kilosu ve beden şekline yönelik yaptığı eleştiriler, kişinin kendilik değerini kilosu ve/veya beden şekli üzerinden belirlemesine sebep olabileceği için kişinin kilosu ve beden şekline gereğinden fazla anlam yüklemesine sebep olabilir. Kilo ve/veya beden şekline olması gerektiğinden fazla anlam yüklemek de kişinin kilo vermeyi, belli bir beden şekline ulaşmayı hayatının merkezine koymasına, çoğu zaman, kendi becerilerini, kişilik özelliklerini azımsamasına, kendi bütününün değerinin farkına varamamasına ve hayatın bir çok alanında kendisini geride tutmasına yol açabilir.&nbsp;<br></p>



<p>Sadece çocukluk döneminde fazla kilo problemi yaşamış kişilerde değil, yetişkinlik döneminde sonradan farklı sebeplerden dolayı kilo almış kişilerde de kilo ve beden şekline dair eleştirilere maruz kalmak, kişinin kendilik algısını olumsuz yönde etkileyebilir. Özellikle de kişinin kendilik değeri ile ilgili bir problem var ise çevre tarafından kişiye, kişinin kendi bedeni ile ilgili gelen yorumlar, kişinin odağının bedenine yönlendirmesine sebep olabilir. Sonuç olarak da kişi, çevre tarafından onaylanmayacağı düşüncesi ile yeni iş başvuruları yapmaktan, sosyalleşmekten, romantik ilişkilere girmekten kaçınabilir.&nbsp;<br></p>



<p>Öte taraftan, hemen hemen her insanın çevre tarafından onaylanma, takdir edilme ve beğenilme ihtiyacı vardır. Bu durum oldukça doğaldır. Çevrenin, kişinin beden şekli ve kilosuna dair yaptığı eleştiriler, kişinin öz değer problemi olmasa bile kişiyi psikolojik olarak olumsuz yönde etkileyebilir. İnsan ilişkilerinin oldukça sıcak, yakın, samimi olduğu toplumlarda, insanlar birbirini çok yakından tanımasa bile çoğunlukla birbirileri hakkında yorum yapma eğilimi gösterebilirler. İnsan ilişkilerinin oldukça yakın olduğu ülkemizde de son yıllarda en sık görülen tutum ve davranışlar arasında, kişinin kilosu ve beden şekline yönelik eleştiriler sayılabilir. Bir çok kişi, gerek sosyal yaşamında, gerek iş yaşamında, gerek romantik ilişkilerinde kilosu ve beden şekline dair eleştiri alabiliyor. Çoğu kişi, hiçbir kötü niyet taşımadan, söylediğinin yaratacağı etkinin farkında bile olmadan, birbirine “Merhaba” demeden “Kilo almışsın.” ya da “Kilo vermişsin.”&nbsp; yorumunu yapabiliyorlar. Dolayısıyla, kilo ve beden şekline dair yapılan yorumlar, zihin süzgecinden geçirilmeden ağızdan çıkmaya başlamış olmakla birlikte normalleştirilmiştir. Kişinin bedeni ile ilgili eleştiriye maruz kalması için sadece fazla kilosunun olması gerekmiyor. Kişi, normal kilosunun biraz altında olduğu zaman ya da “ideal” beden şekli ve ölçülerine uymuyorsa da eleştiriye maruz kalabiliyor. “Yüzün güzel ama kilo vermen gerek.”, “Bacakların kalın.”, “Göbeğin var.” , “5 kilo alsan çok daha güzel gözükürsün.” gibi yorumları, insanların birbirilerine sıklıkla dile getiriyor olduğu gerçeğini yok saymayız. Kilo ve beden şekline dair eleştirilmek, kişide en başta yeme bozuklukları olmak üzere, depresyon, kaygı bozuklukları ve daha bir çok psikolojik probleme sebep olabileceğini de unutmamalı.<br></p>



<p>Bir toplumda, insan ilişkilerinin sıcak, yakın olmasının bireylere sosyal destek olanağı tanıdığı inkar edilemez. Yalnız, samimiyet ve sınırsızlık arasındaki çizgiyi ayırt etmek oldukça önemlidir. Beden şekline ve kiloya dair yapılan eleştiri ve yorumlar, samimiyet değil; ilişkilerde sınırsızlık olarak tanımlanabileceği gibi, yarattığı psikolojik etkilerden dolayı psikolojik şiddet olarak nitelendirilebilir. Eğer, bir kişi, kilo ve beden şekli ile ilgili eleştiriye maruz kalıyorsa bunun aslında bir  psikolojik şiddet olduğunun farkında olması ve karşısındaki kişiye sınır koyması, kendisini duygusal açıdan koruması açısından oldukça kritiktir. Bireysel olarak koyulan sınırlar, toplumda giderek normalleşen bu tutum ve davranışların da giderek azalmasına yardımcı olacaktır. <br></p>



<p><a href="http://www.aktuelpsikoloji.com/bedene-elestiri-psikolojik-siddettir-18866h.htm">Kaynak</a></p>



<p></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com/bedene-elestiri-psikolojik-siddettir.html">Bedene Eleştiri Psikolojik Şiddettir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com">Feyza Bayraktar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://feyzabayraktar.com/bedene-elestiri-psikolojik-siddettir.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ebeveynlerin &#8216;yemek ye&#8217; baskısı çocukları öfkelendiriyor</title>
		<link>https://feyzabayraktar.com/ebeveynlerin-yemek-ye-baskisi-cocuklari-yonlendiriyor.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ebeveynlerin-yemek-ye-baskisi-cocuklari-yonlendiriyor</link>
					<comments>https://feyzabayraktar.com/ebeveynlerin-yemek-ye-baskisi-cocuklari-yonlendiriyor.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Aug 2019 07:59:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://feyzabayraktar.com/?p=744</guid>

					<description><![CDATA[<p>Psikolog Dr. Feyza Bayraktar, ebeveynlerin ’’yemek ye’’ baskısının çocukları öfkelendirdiğini söyledi.Psikolog Dr. Feyza Bayraktar, “Genellikle, bir kişinin yeme davranışı, yemek ve kiloyla olan ilişkisi, çocukluk döneminde, aile içinde şekillenmeye başlar. Dolayısıyla, çocukluk döneminde ebeveynlerin çocukların yeme tutum ve davranışları üzerindeki etkisi oldukça büyüktür. Bir çok ailede, ebeveynlerin-çoğunlukla da çocuğun ihtiyaçları ve bakımıyla daha yakından ilgilenen [...]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com/ebeveynlerin-yemek-ye-baskisi-cocuklari-yonlendiriyor.html">Ebeveynlerin &#8216;yemek ye&#8217; baskısı çocukları öfkelendiriyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com">Feyza Bayraktar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Psikolog Dr. Feyza Bayraktar, ebeveynlerin ’’yemek ye’’ baskısının çocukları öfkelendirdiğini söyledi.<br>Psikolog Dr. Feyza Bayraktar, “Genellikle, bir kişinin yeme davranışı, yemek ve kiloyla olan ilişkisi, çocukluk döneminde, aile içinde şekillenmeye başlar. Dolayısıyla, çocukluk döneminde ebeveynlerin çocukların yeme tutum ve davranışları üzerindeki etkisi oldukça büyüktür. Bir çok ailede, ebeveynlerin-çoğunlukla da çocuğun ihtiyaçları ve bakımıyla daha yakından ilgilenen anne, anneanne ve babaannelerin-yaptığı en büyük hatalardan bir tanesi; çocuğun doymayacağı endişesi ile çocuğa ihtiyacından fazla yemek yedirmeye çalışmaktır. Çocuk, çoğu zaman doyduğu için daha fazla yemeyi reddetmesine rağmen, çocuğa yemek yediren anne, anneanne veya babaanne, daha fazla yemesi için çocuğu zorlar. Çocuğun zayıflayacağı ve hastalanacağı endişesi, maalesef yerleşmiş olan ve bir çok ailede daha yeni yeni kırılmaya başlayan; kilolu çocuk sağlıklıdır inancından kaynaklanır. Eğer, çocuk hekimi, çocuğun gelişiminde, çocuğun beslenme alışkanlıklarından kaynaklan bir problem olmadığını dile getiriyorsa, çocuğun akranlarına kıyasla daha az yiyor olması da bir problem değildir. Yalnız, bir çok ebeveyn, az yiyen çocuklarla ilgili endişe duyar ve çocuğa zorla yemek yedirmeye çalışır. Çocuğa zorla yemek yedirmek, çocuk üzerinde baskı oluşturduğu için ya çocuğun yemek yemeyi tamamen reddetmesine sebep olur; ya da verilen yiyeceği fazla tepki göstermeden yese bile, içten içe ebeveyne karşı öfke biriktirip, ifade edemediği duygusunu, farklı alanlarda gereğinden fazla tepki göstererek ifade etme yolunu seçmesine neden olabilir. Çocuğun ihtiyacından fazla yemek yemesi, çocuğun akranlarına kıyasla, fazla kilolu olması ile sonuçlanabilir. Ayrıca, çocuğa zorla yemek yedirmeye çalışmak, çocuğun açlık-tokluk sinyallerini dinlemesini engellediği için ileride de gereğinden fazla yemek yemesine ve yetişkinlik döneminde de kilo problemleri yaşamasına sebep olabilir” dedi.<br>Yine yapılan en büyük yanlışlardan bir tanesinin de yemek yedirmeyi kolaylaştırmak için, ebeveynin çocuğa televizyon veya tablet karşısında yemek yedirme yolunu seçmesi olduğunu ifade eden Dr. Bayraktar, “Ekran karşısında yemek yedirmek de çocuğun açlık-tokluk sinyallerini dinlemesini engelleyeceği için çocuğun gereğinden fazla yemesine sebep olur ve ileride bozuk yeme davranışı geliştirmesine ve buna bağlı kilo problemleri yaşamasına zemin hazırlar. Bir çocuğun, sağlıklı yeme davranışı geliştirmesi için öncelikle ebeveynlerin çocuğa rol model olması gerekir. Bunun için de ebeveynlerin kendi yeme davranışlarını gözden geçirmeleri oldukça kritiktir. Anne ve babanın sağlıklı beslenmesi, çocuğun sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanması açısından oldukça önemlidir. Yalnız, her insan gibi arada abur cubur yemenin de normal olduğunu ama ölçüyü kaçırmamak gerektiğini, ebeveynlerin çocuklarına öğretmeleri gerekir. Böylece, ebeveynler, çocukların kontrolsüz abur cubur tüketmelerinin önünü kesmiş olurlar ve normal yeme davranışı geliştirmelerine yardımcı olurlar. Örneğin, haftada 1 gün, eğer kısıtlayıcı bir sağlık sorunu yok ise, ailece bir çikolatayı paylaşmak, çocukta normal yeme davranışının gelişmesi için uygulanabilecek yöntemlerden bir tanesidir. Bunun yanı sıra, her akşam mümkün olmasa bile haftada en az 1-2 kez, ailece sofraya oturmak ve sohbet ederek yemek yemek de çocuğun yemekle sağlıklı bir ilişki geliştirmesine yardımcı olur. Ayrıca, ebeveynlerin egzersiz yapma konusunda da çocuğa rol model olmaları, çocuğun egzersiz yapma alışkanlığı kazanması için oldukça önemlidir. Egzersiz yapma alışkanlığı kazanmak, kişinin hayatı boyunca kilo kontrolü problemi yaşamaması için önleyici bir faktördür. Ailece, hareket içeren aktiviteler yapmak da hem birlikte zaman geçirirken aile içi iletişimin kuvvetlenmesine; hem de tüm aile bireylerinin hareketliliğinin arttırmasına destek olur” diye konuştu.<br>Aile içinde, sohbetin büyük bir kısmının yemek ve yemekle ilgili konuların oluşturmasının daha sabah kahvaltısı yaparken öğle yemeğinde ne yenileceğinin konuşulması ya da evde sık sık diyet-kilo konularının geçmesi, çocuğun bozuk yeme davranışı geliştirmesine sebep olabildiğini belirten Dr. Bayraktar, bu sebeple de ebeveynlerin, aile içi iletişimde, yemek ve kilonun, sohbetin odak noktası olmamasına özen göstermeleri gerektiğini söyledi.</p>



<p><a href="http://www.milliyet.com.tr/ebeveynlerin-yemek-ye-baskisi-cocuklari-erzurum-yerelhaber-2959012/">Kaynak</a></p>




  
    <div class="row large-columns-2 medium-columns- small-columns- row-xsmall">
          <div class="gallery-col col" >
          <div class="col-inner">
            <a class="image-lightbox lightbox-gallery" href="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/14.08.2018-İSTANBUL-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-753x800.jpg" title="">            <div class="box has-hover gallery-box box-normal">
              <div class="box-image image-cover" style="padding-top:100%;">
                <img width="753" height="800" src="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/14.08.2018-İSTANBUL-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-753x800.jpg" class="attachment-large size-large" alt="" ids="754,753,752,751,750,749,748,745" style="normal" col_spacing="xsmall" columns="2" image_height="100%" image_size="large" srcset="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/14.08.2018-İSTANBUL-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-753x800.jpg 753w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/14.08.2018-İSTANBUL-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-377x400.jpg 377w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/14.08.2018-İSTANBUL-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-768x815.jpg 768w" sizes="(max-width: 753px) 100vw, 753px" />                                                              </div><!-- .image -->
              <div class="box-text text-left" >
                 <p></p>
              </div><!-- .text -->
            </div><!-- .box -->
            </a>          </div><!-- .col-inner -->
         </div><!-- .col -->
                 <div class="gallery-col col" >
          <div class="col-inner">
            <a class="image-lightbox lightbox-gallery" href="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/06.08.2018-OLUŞUM-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-866x800.jpg" title="">            <div class="box has-hover gallery-box box-normal">
              <div class="box-image image-cover" style="padding-top:100%;">
                <img width="866" height="800" src="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/06.08.2018-OLUŞUM-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-866x800.jpg" class="attachment-large size-large" alt="" ids="754,753,752,751,750,749,748,745" style="normal" col_spacing="xsmall" columns="2" image_height="100%" image_size="large" srcset="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/06.08.2018-OLUŞUM-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-866x800.jpg 866w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/06.08.2018-OLUŞUM-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-433x400.jpg 433w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/06.08.2018-OLUŞUM-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-768x709.jpg 768w" sizes="(max-width: 866px) 100vw, 866px" />                                                              </div><!-- .image -->
              <div class="box-text text-left" >
                 <p></p>
              </div><!-- .text -->
            </div><!-- .box -->
            </a>          </div><!-- .col-inner -->
         </div><!-- .col -->
                 <div class="gallery-col col" >
          <div class="col-inner">
            <a class="image-lightbox lightbox-gallery" href="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/06.08.2018-OLTU-GÖZLEM-GAZETESİ-DR.FEYZA-HB-861x800.jpg" title="">            <div class="box has-hover gallery-box box-normal">
              <div class="box-image image-cover" style="padding-top:100%;">
                <img width="861" height="800" src="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/06.08.2018-OLTU-GÖZLEM-GAZETESİ-DR.FEYZA-HB-861x800.jpg" class="attachment-large size-large" alt="" ids="754,753,752,751,750,749,748,745" style="normal" col_spacing="xsmall" columns="2" image_height="100%" image_size="large" srcset="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/06.08.2018-OLTU-GÖZLEM-GAZETESİ-DR.FEYZA-HB-861x800.jpg 861w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/06.08.2018-OLTU-GÖZLEM-GAZETESİ-DR.FEYZA-HB-431x400.jpg 431w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/06.08.2018-OLTU-GÖZLEM-GAZETESİ-DR.FEYZA-HB-768x713.jpg 768w" sizes="(max-width: 861px) 100vw, 861px" />                                                              </div><!-- .image -->
              <div class="box-text text-left" >
                 <p></p>
              </div><!-- .text -->
            </div><!-- .box -->
            </a>          </div><!-- .col-inner -->
         </div><!-- .col -->
                 <div class="gallery-col col" >
          <div class="col-inner">
            <a class="image-lightbox lightbox-gallery" href="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/06.08.2018-AKDENİZ-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-966x800.jpg" title="">            <div class="box has-hover gallery-box box-normal">
              <div class="box-image image-cover" style="padding-top:100%;">
                <img width="966" height="800" src="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/06.08.2018-AKDENİZ-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-966x800.jpg" class="attachment-large size-large" alt="" ids="754,753,752,751,750,749,748,745" style="normal" col_spacing="xsmall" columns="2" image_height="100%" image_size="large" srcset="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/06.08.2018-AKDENİZ-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-966x800.jpg 966w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/06.08.2018-AKDENİZ-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-483x400.jpg 483w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/06.08.2018-AKDENİZ-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-768x636.jpg 768w" sizes="(max-width: 966px) 100vw, 966px" />                                                              </div><!-- .image -->
              <div class="box-text text-left" >
                 <p></p>
              </div><!-- .text -->
            </div><!-- .box -->
            </a>          </div><!-- .col-inner -->
         </div><!-- .col -->
                 <div class="gallery-col col" >
          <div class="col-inner">
            <a class="image-lightbox lightbox-gallery" href="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/05.08.2018-ÖZGÜR-HABER-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-894x800.jpg" title="">            <div class="box has-hover gallery-box box-normal">
              <div class="box-image image-cover" style="padding-top:100%;">
                <img width="894" height="800" src="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/05.08.2018-ÖZGÜR-HABER-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-894x800.jpg" class="attachment-large size-large" alt="" ids="754,753,752,751,750,749,748,745" style="normal" col_spacing="xsmall" columns="2" image_height="100%" image_size="large" srcset="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/05.08.2018-ÖZGÜR-HABER-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-894x800.jpg 894w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/05.08.2018-ÖZGÜR-HABER-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-447x400.jpg 447w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/05.08.2018-ÖZGÜR-HABER-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-768x687.jpg 768w" sizes="(max-width: 894px) 100vw, 894px" />                                                              </div><!-- .image -->
              <div class="box-text text-left" >
                 <p></p>
              </div><!-- .text -->
            </div><!-- .box -->
            </a>          </div><!-- .col-inner -->
         </div><!-- .col -->
                 <div class="gallery-col col" >
          <div class="col-inner">
            <a class="image-lightbox lightbox-gallery" href="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/04.08.2018-YILDIRIM-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-735x800.jpg" title="">            <div class="box has-hover gallery-box box-normal">
              <div class="box-image image-cover" style="padding-top:100%;">
                <img width="735" height="800" src="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/04.08.2018-YILDIRIM-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-735x800.jpg" class="attachment-large size-large" alt="" ids="754,753,752,751,750,749,748,745" style="normal" col_spacing="xsmall" columns="2" image_height="100%" image_size="large" srcset="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/04.08.2018-YILDIRIM-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-735x800.jpg 735w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/04.08.2018-YILDIRIM-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-368x400.jpg 368w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/04.08.2018-YILDIRIM-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-768x836.jpg 768w" sizes="(max-width: 735px) 100vw, 735px" />                                                              </div><!-- .image -->
              <div class="box-text text-left" >
                 <p></p>
              </div><!-- .text -->
            </div><!-- .box -->
            </a>          </div><!-- .col-inner -->
         </div><!-- .col -->
                 <div class="gallery-col col" >
          <div class="col-inner">
            <a class="image-lightbox lightbox-gallery" href="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/04.08.2018-TATVANSESİ-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-831x800.jpg" title="">            <div class="box has-hover gallery-box box-normal">
              <div class="box-image image-cover" style="padding-top:100%;">
                <img width="831" height="800" src="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/04.08.2018-TATVANSESİ-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-831x800.jpg" class="attachment-large size-large" alt="" ids="754,753,752,751,750,749,748,745" style="normal" col_spacing="xsmall" columns="2" image_height="100%" image_size="large" srcset="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/04.08.2018-TATVANSESİ-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-831x800.jpg 831w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/04.08.2018-TATVANSESİ-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-416x400.jpg 416w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/04.08.2018-TATVANSESİ-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-768x739.jpg 768w" sizes="(max-width: 831px) 100vw, 831px" />                                                              </div><!-- .image -->
              <div class="box-text text-left" >
                 <p></p>
              </div><!-- .text -->
            </div><!-- .box -->
            </a>          </div><!-- .col-inner -->
         </div><!-- .col -->
                 <div class="gallery-col col" >
          <div class="col-inner">
            <a class="image-lightbox lightbox-gallery" href="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/04.08.2018-MİLLETİNSESİ-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-941x800.jpg" title="">            <div class="box has-hover gallery-box box-normal">
              <div class="box-image image-cover" style="padding-top:100%;">
                <img width="941" height="800" src="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/04.08.2018-MİLLETİNSESİ-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-941x800.jpg" class="attachment-large size-large" alt="" ids="754,753,752,751,750,749,748,745" style="normal" col_spacing="xsmall" columns="2" image_height="100%" image_size="large" srcset="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/04.08.2018-MİLLETİNSESİ-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-941x800.jpg 941w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/04.08.2018-MİLLETİNSESİ-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-470x400.jpg 470w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/04.08.2018-MİLLETİNSESİ-GAZETESİ-DR.FEYZA-HN-768x653.jpg 768w" sizes="(max-width: 941px) 100vw, 941px" />                                                              </div><!-- .image -->
              <div class="box-text text-left" >
                 <p></p>
              </div><!-- .text -->
            </div><!-- .box -->
            </a>          </div><!-- .col-inner -->
         </div><!-- .col -->
         </div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com/ebeveynlerin-yemek-ye-baskisi-cocuklari-yonlendiriyor.html">Ebeveynlerin &#8216;yemek ye&#8217; baskısı çocukları öfkelendiriyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com">Feyza Bayraktar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://feyzabayraktar.com/ebeveynlerin-yemek-ye-baskisi-cocuklari-yonlendiriyor.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Reddedilmek neden acı veriyor?</title>
		<link>https://feyzabayraktar.com/reddedilmek-neden-aci-veriyor.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=reddedilmek-neden-aci-veriyor</link>
					<comments>https://feyzabayraktar.com/reddedilmek-neden-aci-veriyor.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Aug 2019 16:24:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın]]></category>
		<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://feyzabayraktar.com/?p=713</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hemen hemen herkes reddedilmek karşısında acı hisseder. Yalnız, bazı kişiler, reddedilmek ile ilgili daha yoğun acı hisseder. Reddedilme karşısında hissettiklerimiz, etkileri ve üstesinden gelme yöntemleri konusunda&#160;Psikolog&#160;Dr.Feyza&#160;Bayraktar&#160;bilgiler verdi. Her insan, iş hayatında, sosyal ve romantik ilişkilerinde reddedilme deneyimini, hayatı boyunca en az bir kaç kez yaşar. Reddedilmek, her insan için sıkıntı veren bir deneyimdir. Reddedilmek, insanlarda [...]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com/reddedilmek-neden-aci-veriyor.html">Reddedilmek neden acı veriyor?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com">Feyza Bayraktar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Hemen hemen herkes reddedilmek karşısında acı hisseder. Yalnız, bazı kişiler, reddedilmek ile ilgili daha yoğun acı hisseder. Reddedilme karşısında hissettiklerimiz, etkileri ve üstesinden gelme yöntemleri konusunda&nbsp;Psikolog&nbsp;Dr.Feyza&nbsp;Bayraktar&nbsp;bilgiler verdi.</strong><br></p>



<p>Her insan, iş hayatında, sosyal ve romantik ilişkilerinde reddedilme deneyimini, hayatı boyunca en az bir kaç kez yaşar. Reddedilmek, her insan için sıkıntı veren bir deneyimdir. Reddedilmek, insanlarda otomatik olarak; “İstenmemek, değerli görülmemek.” düşüncelerine sebep olur. Reddedilmenin yarattığı etki zamanla geçer. Reddedilmenin sebep olduğu duygu yoğunluğu ve üstesinden gelme süresi&nbsp; kişiden kişiye değişse de reddedilmek, her insanda sıkıntı yaratan duygulara sebep olur.&nbsp;<br></p>



<p>Reddedilmenin yarattığı etkileri anlamak için insanlık tarihine göz atmak gerekir. Avcılık ve toplayıcılık dönemlerinde, insanlar hayatta kalabilmek için kabileler halinde yaşamak zorunda idiler. İçinde bulundukları kabileden çıkarılmamak için, insan reddedilmeye duyarlı hale geldi ve bu duyarlılık nesilden nesile genetik olarak aktarıldı. Bu sebeple de reddedilmek, günümüz insanında, farkında olmadan, topluluktan dışlanacağı ve hayatta kalamayacağı tehdidini hissetmesine sebep olduğu için acı verir.&nbsp;<br></p>



<p>Beynin, fiziksel acıya verdiği reaksiyon ile reddedilmeye karşı verdiği reaksiyon arasındaki benzerlik göz önüne alınırsa, reddedilmenin fiziksel acıya benzer bir acı yarattığı da söylenilebilir. Bu sebeple de her insan, reddedilme karşısında, yoğunluğu kişiden kişiye değişmekle birlikte acı hisseder. Bu oldukça doğaldır.&nbsp;<br></p>



<p>Öte taraftan, bazı kişiler, reddedilmekle ilgili daha hassastır. Bunun en önemli sebeplerinden bir tanesi de öz değer problemidir. Öz değer problemi olan kişi, hangi ortamda olursa olsun, kabul görüp onaylanmayacağını düşündüğü için reddedilmeye hazırdır. Bu kişiler, reddedilme endişesi ile farklı ortamlara girmekten, iş başvuruları yapmaktan, romantik ilişkilere adım atmaktan çekinirler. Özellikle, çocukluk döneminde ebeveynleri tarafından sık sık eleştirilmiş ve/veya akran zorbalığına maruz kalmış çocuklar, yetişkinlik dönemlerinde reddedilmek ile ilgili daha büyük hassasiyet gösterirler.&nbsp;<br></p>



<p>Reddedilmeye karşı daha fazla hassasiyet gösteren kişiler için yardımcı olabilecek önerilere gelecek olursak; öncelikle reddedilmekten korktukları ortamların veya kişilerin, kendileri için ne anlam ifade ettiğini sorgulamaları ve o kişilerin zihinlerini okumaya çalışmak yerine, kendilerinin o kişilerle ilgili ne hissettiklerine odaklanmaları, reddedilme korkusunu azaltmaya yardımcı olabilir. Ayrıca, kendilerine ve bulundukları ortama dışarıdan bakmaya çalışmaları, o an hissettikleri kaygı ve korkunun geçici olduğunu kendilerine hatırlatmaları da reddedilme korkusunun hafiflemesine destek olabilir. Karşılarındaki kişinin tutum ve davranışlarını, kişisel algılamamaya çalışmaları, reddedilecekleri bir durum olmayacağı gibi reddedilseler bile bu durumun kendileri ile ilgili olmama olasılığını dikkate almayı da unutmamaları gerekir. Reddedilmenin gayet doğal bir durum olduğunu, hemen hemen herkesin reddedilmeyi deneyimlediğini de özellikle kendilerine sık sık hatırlatmaları oldukça önemlidir.&nbsp;<br></p>



<p>Bazı kişiler, reddedilmeye karşı daha hassas olabilirler; fakat reddedilme karşısında şiddet gösterme eğiliminin olması, sadece reddedilmeye karşı daha hassas olmakla açıklanamaz. Bir kişi, sadece reddedildiği için şiddet göstermez. Bu noktada, şiddete eğilimin altında yatan patolojiyi incelemek gerekir. Bu iki olguyu birbirinden ayırt etmek oldukça kritiktir.<br></p>



<p><a href="http://www.habersitesi.com/reddedilmek-yogun-aci-hissetmeye-neden-oluyor-318337h.htm">Kaynak</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com/reddedilmek-neden-aci-veriyor.html">Reddedilmek neden acı veriyor?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com">Feyza Bayraktar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://feyzabayraktar.com/reddedilmek-neden-aci-veriyor.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Çağın En Yaygın Problemlerinden Biri: Tükenmişlik Sendromu</title>
		<link>https://feyzabayraktar.com/yeni-cagin-en-yaygin-problemlerinden-biri-tukenmislik-sendromu.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yeni-cagin-en-yaygin-problemlerinden-biri-tukenmislik-sendromu</link>
					<comments>https://feyzabayraktar.com/yeni-cagin-en-yaygin-problemlerinden-biri-tukenmislik-sendromu.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Aug 2019 18:22:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın]]></category>
		<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://feyzabayraktar.com/?p=680</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tükenmişlik Sendromu, son yıllarda en yaygın görülen psikolojik problemlerden bir tanesi olarak sayılabilir. Tükenmişlik Sendromu, sıklıkla yüksek hedefleri olan, yoğun iş temposunda çalışan, aynı anda üzerine alması gerektiğinden fazla sorumluluk alan kişilerde görülür. Tükenmişlik sendromu, kronik yorgunluk, tahammülsüzlük, çabuk öfkelenme, kaygı, depresif ruh hali, uykusuzluk, yaygın vücut ağrısı, sindirim sistemi problemleri, üretkenliğin azalması, umutsuzluk, daha [...]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com/yeni-cagin-en-yaygin-problemlerinden-biri-tukenmislik-sendromu.html">Yeni Çağın En Yaygın Problemlerinden Biri: Tükenmişlik Sendromu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com">Feyza Bayraktar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Tükenmişlik Sendromu, son yıllarda en yaygın görülen psikolojik problemlerden bir tanesi olarak sayılabilir. Tükenmişlik Sendromu, sıklıkla yüksek hedefleri olan, yoğun iş temposunda çalışan, aynı anda üzerine alması gerektiğinden fazla sorumluluk alan kişilerde görülür. Tükenmişlik sendromu, kronik yorgunluk, tahammülsüzlük, çabuk öfkelenme, kaygı, depresif ruh hali, uykusuzluk, yaygın vücut ağrısı, sindirim sistemi problemleri, üretkenliğin azalması, umutsuzluk, daha önce keyif alınan aktiviteleri yapmaktan keyif almama, konsantrasyon problemleri şeklinde belirtiler verir.&nbsp;<br></p>



<p>Tükenmişlik Sendromu bir anda oluşmaz; zaman içinde oluşur ve ortaya çıkar. Kişi, çoğu zaman Tükenmişlik Sendromu yaşadığının farkına varamaz. Tükenmişlik Sendromu yaşayan kişi, hayatında değişimler yapmadığı sürece belirtiler kaybolmaz.&nbsp;<br></p>



<p>Tükenmişlik Sendromu ile Baş Etmek İçin Neler Yapılabilir?<br></p>



<p>Öncelikle, kişinin hayatında, stres, kaygı, öfke, üzüntü, çaresizlik duygusu yaşamasına sebep olan tüm durumları tespit edip bir kağıda yazması, hangi durumların onun “Tükenmişlik Sendromu” yaşamasına sebep olduğunun farkına varması açısından ona yardımcı olur. Sonrasında, kendisinde bu duyguları yaratan her durum için o durumun yarattığı duygunun şiddetini azaltacak bir çözüm yolu bulmaya çalışması ve bulduğu çözüm yolunu uygulamaya çalışması “Tükenmişlik Sendromu”ndan çıkmak için ilk adım olabilir. Kişinin, kendisini sıkıntıya sokan durumların farkına varması ve o durumların duygusal yükünü hafifletmesi için çözüm önerilerini uygulamaya başlaması “Tükenmişlik Sendromu”ndan çıkabilmesi için oldukça etkili bir yöntemdir. Yalnız, “Tükenmişlik Sendromu” zaman içinde yavaş yavaş oluştuğu için bir anda geçmesini beklemek de gerçekçi bir beklenti olmaz. Kişinin hayatında gerekli değişikleri yaptıktan sonra belli bir süreye ihtiyacı vardır.<br></p>



<p>Bunun yanı sıra, kişinin hem iş hayatında hem de özel hayatında üzerine fazladan sorumluluk alacağı durumlardan kendisini koruması ve “Hayır” demeyi öğrenmesi “Tükenmişlik Sendromu” ile baş etmesi açısından oldukça kritiktir.&nbsp;<br></p>



<p>Özellikle iş yaşamında, kişinin koyduğu bir hedefi gerçekleştirdikten hemen sonra yeni bir hedef koyup ona ulaşmaya çalışması yerine, arada biraz nefes alıp kendisine zaman vermesi, iş hayatında uzun vadede daha etkin ve üretken olmasına yardımcı olur.&nbsp; “Tükenmişlik Sendromu”nun belirtilerinin ortaya çıkmasını engeller.&nbsp;<br></p>



<p>Egzersiz yapmak da kişinin hem bedenen hem ruhen rahatlamasına ve “Tükenmişlik Sendromu” ile baş etmesinde destek olur. Bu sebeple, özellikle yoğun iş temposu olan kişilerin düzenli egzersiz yapması hem kendilerine zaman ayırmaları açısından hem de öfke, kaygı, uykusuzluk, konsantrasyon problemleri gibi belirtilerin hafiflemesi açısından oldukça önemlidir.&nbsp;<br></p>



<p>Hobi edinmek, sosyalleşmek, evde geçirilen zamanlarda olabildiğince çalışmamaya özen göstermek, doğada zaman geçirmeye çalışmak da “Tükenmişlik Sendromu” ile baş etmek için kişinin hayatında uygulamaya geçirmesi gereken şeyler arasında sayılabilir. Yalnız, unutulmaması gereken nokta; “Tükenmişlik Sendromu”nun tamamen geçmesi için kişinin hayatında var olan düzeni değiştirmesi ve değişimin sürekliliğini sağlaması gerekir. Yoksa, ya “Tükenmişlik Sendromu” kronik hale gelir ve kişi içinden çıkamaz; ya da kısa süreli olarak geçse bile döngüler halinde tekrar eder. <br></p>



<p><a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/saglik/1216736/Cagin_en_yaygin_problemlerinden__Tukenmislik_sendromu.html">Kaynak</a></p>



<ul class="wp-block-gallery columns-1 is-cropped"><li class="blocks-gallery-item"><figure><img src="http://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/28.01.2019-YENİ-MESAJ-GAZETESİ-FEYZA-HN-876x800.jpg" alt="" data-id="778" data-link="http://feyzabayraktar.com/2019/08/22/yeni-cagin-en-yaygin-problemlerinden-biri-tukenmislik-sendromu/28-01-2019-yeni%cc%87-mesaj-gazetesi%cc%87-feyza-hn/#main" class="wp-image-778" srcset="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/28.01.2019-YENİ-MESAJ-GAZETESİ-FEYZA-HN-876x800.jpg 876w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/28.01.2019-YENİ-MESAJ-GAZETESİ-FEYZA-HN-438x400.jpg 438w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/28.01.2019-YENİ-MESAJ-GAZETESİ-FEYZA-HN-768x701.jpg 768w" sizes="(max-width: 876px) 100vw, 876px" /></figure></li></ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com/yeni-cagin-en-yaygin-problemlerinden-biri-tukenmislik-sendromu.html">Yeni Çağın En Yaygın Problemlerinden Biri: Tükenmişlik Sendromu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com">Feyza Bayraktar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://feyzabayraktar.com/yeni-cagin-en-yaygin-problemlerinden-biri-tukenmislik-sendromu.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mükemmeliyetçi Misiniz?</title>
		<link>https://feyzabayraktar.com/mukemmeliyetci-misiniz.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=mukemmeliyetci-misiniz</link>
					<comments>https://feyzabayraktar.com/mukemmeliyetci-misiniz.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Aug 2019 18:19:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://feyzabayraktar.com/?p=677</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mükemmeliyetçilik ile ilgili en büyük yanılgı; mükemmeliyetçi insanların, hayatlarındaki her şeyi mükemmel yapabilmek için yoğun çaba harcadıkları ve çoğunlukla da yaptıkları işlerde oldukça başarılı olduklarına dair yapılan genellemedir. Bu yanılgı yüzünden, çoğu insan, kendi mükemmeliyetçiliğinin farkına varamaz. Oysa, bir sınava hiç çalışmamak ve sonucunda sınavdan düşük not almak, bir diyete başlayıp sonunda kendini daha fazla [...]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com/mukemmeliyetci-misiniz.html">Mükemmeliyetçi Misiniz?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com">Feyza Bayraktar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Mükemmeliyetçilik ile ilgili en büyük yanılgı; mükemmeliyetçi insanların, hayatlarındaki her şeyi mükemmel yapabilmek için yoğun çaba harcadıkları ve çoğunlukla da yaptıkları işlerde oldukça başarılı olduklarına dair yapılan genellemedir. Bu yanılgı yüzünden, çoğu insan, kendi mükemmeliyetçiliğinin farkına varamaz. Oysa, bir sınava hiç çalışmamak ve sonucunda sınavdan düşük not almak, bir diyete başlayıp sonunda kendini daha fazla yerken bulmak; “sağlıksız mükemmeliyetçiliğin” belirtileri olabilir.&nbsp;<br></p>



<p>İnsanların kendileri için yüksek hedefler koymaları, bu hedefleri gerçekleştirmek için çok çalışıp ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmaları olağandır. Bu noktada, sağlıklı olan mükemmeliyetçilikle sağlıksız olan mükemmeliyetçiliği birbirinden ayırt etmek gerekir. Sağlıklı olan mükemmeliyetçilikte; kişi, kendisi için yüksek hedefler koyar, bu hedefleri gerçekleştirmek için elinden geleni yapar; fakat sonunda mükemmel olmayacağını bilir, hata yapabileceğini kabul eder ve hatalarından öğrenip daha iyisini yapabilmek için çaba harcar. “Kaybetmenin, kazanmanın bir parçası” olduğunu bilir. Kişi, koyduğu hedeflere ulaşmak için çalışır, yaptığı hatalardan kendisine ders çıkartır ve daha iyisini yapmaya çalışır. Tüm bunları yaparken, kazananların mükemmel olmadığını bilir. Kendilik değerini de koyduğu bir hedefe ulaşmak, bir işte istediği sonucu elde etmek üzerinden belirlemez.&nbsp;<br></p>



<p>Sağlıksız olan mükemmeliyetçilikte ise kişi hata yapmaya tolerans gösteremez. Çoğu zaman, kaybetme ihtimalinden dolayı bir işi hiç yapmamayı tercih eder. Hata yaptığı zaman ya da istediği sonuca ulaşamadığı zaman; “Ben, hep kaybedeceğim.”, “Asla kazanamayacağım.”, “Hata yapmamam gerekirdi.” gibi düşünceler zihnini işgal eder.&nbsp; Sağlıksız olan mükemmeliyetçilikte; kişi kendilik değerini, koyduğu bir hedefe ulaşmak veya yaptığı işte istediği sonucu almak üzerinden belirler. Bu sebeple de gösterdiği çabanın sonucunda, beklentisinin altında bir performans sergilemesi, ona kendisini değersiz ve yetersiz hissettirir. Kişi, çalışıp da istediği sonucu elde edememektense, kaçınmayı ya da diğer uca gidip kendisini sabote etmeyi tercih edebilir; diyeti istediği gibi yapamayacağını düşündüğü zaman hiç başlamaması ya da diyeti tam uygulayamadığı zaman aşırı yemeye yönelmesi gibi&#8230; “Çalışmadığı, üzerinde durmadığı, uğraşmadığı” bahanesi; farkında olmadan, kişi için çok daha rahatlatıcı olabilir.&nbsp;<br></p>



<p>Sağlıksız olan mükemmeliyetçilik, kişinin hedef koymasını, koyduğu hedeflere ulaşmasını ya da hedeflerine çok yaklaşsa bile bunun tadını çıkartabilmesini engeller; çünkü hiçbir şey tam istediği gibi, diğer bir deyişle mükemmel olmaz. Oysa, mükemmel diye bir şey yoktur. Dolayısıyla, kişi, gerçekçi olmayan bir hedefe ulaşamama kaygısından dolayı çoğu zaman hareket edemez, kendisini farkında olmadan sabote edebilir ve bu sebeple de kendisini hep değersiz ve yetersiz hissedebilir.&nbsp;<br></p>



<p>Sağlıksız olan mükemmeliyetçilik; çoğunlukla, yeme bozuklukları, depresyon, kaygı bozuklukları ile birlikte seyreder. Yoğun performans kaygısı, onaylanmama, kabul görmeme endişesi; kişinin yapacağı birçok işi ertelemesine de sebep olabilir. Sağlıksız, kişiye zarar veren mükemmeliyetçilikte; kişi, çoğunlukla bir işi yapmaya başlamak için “mükemmel” anı bekler. Zihnen, bedenen mükemmel performans sergileyebileceği zaman gelmedikçe yapacağı işi de geciktirir. O an hiçbir zaman gelmeyeceği için, son dakikaya sıkıştırılan işlerde, normalde göstereceği performansın çok daha altında bir performans sergiler. Bu tutum, kısa vadede onu rahatlatıyor olsa bile; orta ve uzun vadede yeme bozukluğu davranışını, depresif ruh halini, kaygıyı daha da tetikler. Böylece, kişi farkında olmadan bir kısır döngü içine girer. Bu döngünün kırılabilmesi için; kişinin yapmaktan kaçındığı şeylerin ufak adımlarla üzerine gidip yapmaya çalışması, yapmayı ertelediği işleri ertelemekten vazgeçip mükemmel anı beklemeden o işi yapmaya başlaması, her insan gibi hata yapabileceğini ve kaybetmenin de kazanmanın bir parçası olduğunu kabul etmesi gerekir. Tabii ki bu değişim de her değişim gibi kolay olmaz. Bu süreçte, kişi duygusal iniş çıkışlar yaşayabilir, kaygı artabilir. Bu noktada, psikolojik destek almak oldukça kritiktir. <br></p>



<p><a href="https://www.kriptocoinhaber.com/mukemmeliyetcilik-zararli-mi-yararli-mi-49717.html">Kaynak</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com/mukemmeliyetci-misiniz.html">Mükemmeliyetçi Misiniz?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com">Feyza Bayraktar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://feyzabayraktar.com/mukemmeliyetci-misiniz.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gece Yeme Sendromu</title>
		<link>https://feyzabayraktar.com/gece-yeme-sendromu.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gece-yeme-sendromu</link>
					<comments>https://feyzabayraktar.com/gece-yeme-sendromu.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Aug 2019 18:03:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın]]></category>
		<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Yeme Bozuklukları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://feyzabayraktar.com/?p=671</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gece yeme sendromu, en yaygın görülen yeme bozukluklarından bir tanesidir.&#160; Sabah tok uyanmak, gün içinde öğün atlayıp onun yerine küçük atıştırmalar yapmak, akşam, gün içinde yenilen miktarın çok daha fazlasını yemek, gece uykudan uyanıp yemek; gece yeme sendromunun belirtileri arasında yer alır.&#160; Kişi, geceleri, gün içinde yediği miktardan çok daha fazla yemek yediği ve gece [...]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com/gece-yeme-sendromu.html">Gece Yeme Sendromu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com">Feyza Bayraktar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Gece yeme sendromu, en yaygın görülen yeme bozukluklarından bir tanesidir.&nbsp;</p>



<p>Sabah tok uyanmak, gün içinde öğün atlayıp onun yerine küçük atıştırmalar yapmak, akşam, gün içinde yenilen miktarın çok daha fazlasını yemek, gece uykudan uyanıp yemek; gece yeme sendromunun belirtileri arasında yer alır.&nbsp;<br></p>



<p>Kişi, geceleri, gün içinde yediği miktardan çok daha fazla yemek yediği ve gece uykudan uyanıp yemek yediği için sabah tok uyanır. Çoğu zaman, öğle yemeği saatine kadar kendisini aç hissetmez; hatta öğle yemeği saati geldiği zaman da kendisini aç hissetmediği için öğle yemeğini de küçük atıştırmalarla geçiştirebilir. Akşam eve döndüğünde ise oldukça acıkmış olur ve akşam yemeğinden başlayarak, gece yatana kadar, fiziksel olarak doygunluk hissediyor olmasına rağmen, gün içinde yediği miktarın kat ve kat fazlasını yer. Hatta, daha fazla yiyebilmek için daha geç uyumayı tercih edebilir. Gece yeme probleminin ortaya çıkmasında fizyolojik, psikolojik ve sosyal birçok sebep olduğu söylenilebilir. Bu sebepler, kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Yalnız, gece yeme problemi olan kişilerin yemek ile ilgili yerleşmiş düşünce kalıpları, gece yemelerinin tetiklenmesi ve devam etmesinde önemli bir etkendir. Örneğin; kişinin karnında şişkinlik hissetmeden ya da o an yemek istediği yiyeceklerin hepsini yemeden uykuya dalamayacağını düşünmesi, kişinin gün içinde yaşadığı stres yaratan durum ve olayların sebep olduğu kaygı hissiyle yemek yemeden baş edemeyeceğine inanması, gece uyandığı zaman bir şeyler atıştırmazsa uykuya dalamayacağı endişesi yaşaması, gece yemelerini tetikleyen sebepler arasında yer alır.&nbsp;<br></p>



<p>Gece yeme sendromu ve uyku bozukluğuna bağlı yeme bozukluğu birbiri ile sıklıkla karıştırılır. Gece yeme sendromu olan kişiler, gece uyanıp yemek yediklerinin farkındadırlar; fakat uyku bozukluğuna bağlı yeme bozukluğu olan kişiler, gece yemek yediklerinin farkında olmazlar. Gece yediklerini, ancak sabah uyandıkları zaman mutfaktaki yiyecek artıklarını ya da masa üzerinde bıraktıkları yiyecek ambalajlarını gördükleri zaman farkına varırlar. Gece yeme sendromu olan kişiler, uyku bozukluğuna bağlı yeme bozukluğu olan kişilere kıyasla akşamları daha fazla yerler ve kendilerini daha depresif hissederler. Uyku bozukluğuna bağlı yeme bozukluğunda uyurgezerlik görülürken, gece yeme sendromu olan kişilerde uyurgezerlik görülmez.&nbsp;<br></p>



<p>Gece yemelerini ortadan kaldırmak için ilk önce problemi doğru tanımlamak gerekir. Bunun için de kişinin uyku bozukluğundan kaynaklanan bir yeme bozukluğu mu var, yoksa gece yeme sendromu mu var; bunu ayırt etmek gerekir. Uyku bozukluğuna bağlı yeme bozukluğu için ilk önce uyku bozukluğunun tedavi edilmesi gerekir. Gece yeme problemi, fizyolojik sebeplere mi yoksa psikolojik sebeplere mi dayanıyor; tespit edilmesi gerekir. Bu sebeple de mutlaka bir hekime baş vurup gerekli kontrollerin yapılması önemlidir.&nbsp;<br></p>



<p>Gece yeme sendromu olan kişilerin, ilk önce günlük yeme rutinlerini değiştirmeleri gerekir. Gün içinde öğün yememek, günü küçük atıştırmalarla geçirmek, uzun saatler aç kalmak, gece yeme sendromunu kronikleştirdiği için kişinin gün içinde öğün atlamaması, uzun saatler kendisini aç bırakmaması önerilir.&nbsp;<br></p>



<p>Kişinin, kendisine sıkıntı veren duygularla baş edemeyeceğini düşünmesi ve bu yüzden de akşam yemeğinden hemen sonra başlayarak, bu duygulardan kaçınmak için yemek yemeyi araç olarak kullanması, gece uykusunun bölünüp kişinin kendisini mutfakta bulmasına sebep olabilir. Bu davranış, zamanla o kadar otomatikleşir ki kişi ne hissettiğinin farkına bile varamaz. Bu sebeple de kişinin gün içinde ne hissettiğinin farkında olması, kendisine sıkıntı veren duygulardan kaçınmak yerine, ilk önce duygularını kabul etmesi ve sıkıntı ile baş etmek için hayatında kendisini iyi hissettiren aktivitelere yer vermesi gerekir. Kişinin, kendisini iyi hissedeceği aktiviteleri hayatına katması, uzun vadede genel duygu durumunu olumlu yönde etkileyeceği için ortaya çıkan sıkıntılı durumlarla baş etmesini kolaylaştırır. Böylece, kişinin yemeği araç olarak kullanarak, sıkıntıdan kaçınma ihtiyacı azalır. Gün içinde uygulanan gevşeme teknikleri de stresle baş etmek için oldukça etkilidir. Kişinin gevşeme tekniklerini uygulamayı öğrenmesi ve düzenli uygulaması da stresle baş etmekte kişiye yardımcı olur.&nbsp;<br></p>



<p>Kişinin gece uyandığı zaman, bir şeyler yemeden tekrar uykuya dalmaya çalışması, bir süre sonra gece uyanıp yeme alışkanlığını ortadan kaldırır. Bu noktada, kişiyi en çok zorlayan, bir şeyler yemeden uykuya dalamayacağı endişesidir. Birkaç gün uykusuz kalmayı göze almak, gece uyanıp yemek yeme alışkanlığının önünü kesmeye yardımcı olur.&nbsp;&nbsp;<br></p>



<p>Gece yeme sendromunun altında yatan psikolojik sebepler, kişiden kişiye değişebileceği için kişinin gerektiği noktada psikolojik destek almayı da göz ardı etmemesi gerekir. <br></p>



<p><a href="http://www.gazetevatan.com/gece-yeme-sendromuna-dikkat-1210548-saglik/">Kaynak</a></p>



<ul class="wp-block-gallery columns-3 is-cropped"><li class="blocks-gallery-item"><figure><img src="http://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/18.10.2018-ANADOLU-GAZETESİ-FEYZA-HN-1197x800.jpg" alt="" data-id="765" data-link="http://feyzabayraktar.com/2019/08/22/gece-yeme-sendromu/18-10-2018-anadolu-gazetesi%cc%87-feyza-hn/#main" class="wp-image-765" srcset="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/18.10.2018-ANADOLU-GAZETESİ-FEYZA-HN-1197x800.jpg 1197w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/18.10.2018-ANADOLU-GAZETESİ-FEYZA-HN-598x400.jpg 598w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/18.10.2018-ANADOLU-GAZETESİ-FEYZA-HN-768x513.jpg 768w" sizes="(max-width: 1197px) 100vw, 1197px" /></figure></li><li class="blocks-gallery-item"><figure><img src="http://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/18.10.2018-BURSA-HABER-GAZETESİ-FEYZA-HN-642x800.jpg" alt="" data-id="766" data-link="http://feyzabayraktar.com/2019/08/22/gece-yeme-sendromu/18-10-2018-bursa-haber-gazetesi%cc%87-feyza-hn/#main" class="wp-image-766" srcset="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/18.10.2018-BURSA-HABER-GAZETESİ-FEYZA-HN-642x800.jpg 642w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/18.10.2018-BURSA-HABER-GAZETESİ-FEYZA-HN-321x400.jpg 321w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/18.10.2018-BURSA-HABER-GAZETESİ-FEYZA-HN-768x957.jpg 768w" sizes="(max-width: 642px) 100vw, 642px" /></figure></li><li class="blocks-gallery-item"><figure><img src="http://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/18.10.2018-EKSPRES-GAZETESİ-FEYZA-HN-901x800.jpg" alt="" data-id="767" data-link="http://feyzabayraktar.com/2019/08/22/gece-yeme-sendromu/18-10-2018-ekspres-gazetesi%cc%87-feyza-hn/#main" class="wp-image-767" srcset="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/18.10.2018-EKSPRES-GAZETESİ-FEYZA-HN-901x800.jpg 901w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/18.10.2018-EKSPRES-GAZETESİ-FEYZA-HN-450x400.jpg 450w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/18.10.2018-EKSPRES-GAZETESİ-FEYZA-HN-768x682.jpg 768w" sizes="(max-width: 901px) 100vw, 901px" /></figure></li><li class="blocks-gallery-item"><figure><img src="http://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/18.10.2018-İLKSES-GAZETESİ-FEYZA-HN-710x800.jpg" alt="" data-id="768" data-link="http://feyzabayraktar.com/2019/08/22/gece-yeme-sendromu/18-10-2018-i%cc%87lkses-gazetesi%cc%87-feyza-hn/#main" class="wp-image-768" srcset="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/18.10.2018-İLKSES-GAZETESİ-FEYZA-HN-710x800.jpg 710w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/18.10.2018-İLKSES-GAZETESİ-FEYZA-HN-355x400.jpg 355w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/18.10.2018-İLKSES-GAZETESİ-FEYZA-HN-768x866.jpg 768w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/18.10.2018-İLKSES-GAZETESİ-FEYZA-HN.jpg 1256w" sizes="(max-width: 710px) 100vw, 710px" /></figure></li><li class="blocks-gallery-item"><figure><img src="http://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/20.10.2018-ŞOK-GAZETESİ-FEYZA-HN-738x800.jpg" alt="" data-id="769" data-link="http://feyzabayraktar.com/2019/08/22/gece-yeme-sendromu/20-10-2018-s%cc%a7ok-gazetesi%cc%87-feyza-hn/#main" class="wp-image-769" srcset="https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/20.10.2018-ŞOK-GAZETESİ-FEYZA-HN-738x800.jpg 738w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/20.10.2018-ŞOK-GAZETESİ-FEYZA-HN-369x400.jpg 369w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/20.10.2018-ŞOK-GAZETESİ-FEYZA-HN-768x832.jpg 768w, https://feyzabayraktar.com/wp-content/uploads/2019/08/20.10.2018-ŞOK-GAZETESİ-FEYZA-HN.jpg 1680w" sizes="(max-width: 738px) 100vw, 738px" /></figure></li></ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com/gece-yeme-sendromu.html">Gece Yeme Sendromu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com">Feyza Bayraktar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://feyzabayraktar.com/gece-yeme-sendromu.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşk mı? Sevilme Açlığı mı?</title>
		<link>https://feyzabayraktar.com/ask-mi-sevilme-acligi-mi.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ask-mi-sevilme-acligi-mi</link>
					<comments>https://feyzabayraktar.com/ask-mi-sevilme-acligi-mi.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Aug 2019 17:51:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://feyzabayraktar.com/?p=668</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aşk, belki de en fazla merak edilen, üzerinde en fazla düşünülen, konuşulan konulardan bir tanesi&#8230; Bu konunun bu kadar ilgi çekiyor olmasının en önemli sebeplerinden bir tanesi de hemen hemen her insanın hayatında en az bir kez aşık olması ve en az bir kez de aşk acısı çekmesinden kaynaklanıyor olabilir. Hayatın bu kadar içinde olan, [...]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com/ask-mi-sevilme-acligi-mi.html">Aşk mı? Sevilme Açlığı mı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com">Feyza Bayraktar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Aşk, belki de en fazla merak edilen, üzerinde en fazla düşünülen, konuşulan konulardan bir tanesi&#8230; Bu konunun bu kadar ilgi çekiyor olmasının en önemli sebeplerinden bir tanesi de hemen hemen her insanın hayatında en az bir kez aşık olması ve en az bir kez de aşk acısı çekmesinden kaynaklanıyor olabilir. Hayatın bu kadar içinde olan, insanın kendisini hem çok iyi hissetmesine hem de acı çekmesine sebep olan “aşk” ı anlamaya çalışmak, insanın kendisini zaman zaman karşısında kontrolsüz hissettiği bir duyguyla baş etme yollarını aramasının da sebebi olabilir.&nbsp;&nbsp;<br></p>



<p>Bilim insanları, aşk üzerine birçok çalışma yapmış ve aşkı biyolojik, psikolojik ve sosyal açılardan tanımlamaya çalışmışlardır. Bu çalışmalar, hala da devam etmektedir. Öte taraftan, bir insanın başka bir insana neden aşık olduğunun tek, doğru, net bir cevabı henüz bulunabilmiş değil. Bunun başlıca sebeplerinden bir tanesi de aşk, her ne kadar aşık olan insanlarda benzer tutum ve davranışlara sebep olsa bile, kişinin hissettiği duygunun yoğunluğu, kişinin psikolojik durumu ve yaşadığı ilişkinin dinamiklerine bağlı olarak kişiden kişiye farklı şekillerde kendisini gösterebilmesidir.<br></p>



<p>Kişinin aşkı hissetme yoğunluğu, psikolojik durumu ve ilişki dinamiklerindeki farklılıklardan bahsedecek olursak; kişinin yaşadığı duygunun, aşk etiketi altına gizlenmiş olan bir bağımlılık olma ihtimalinden de söz etmeden geçmemek gerekir. Kişi, çoğu zaman, sağlıklı romantik bir ilişki içinde değil de karşısındakine bağımlılık geliştirdiği bir ilişki içinde olduğunun farkına varamayabilir. İlişkisinde yaşadığı tüm zorluklara, çektiği tüm acılara rağmen, o ilişkide kalmak için yoğun çaba harcar ve bu durumu tanımlarken de yaşadığı duygunun aşk olduğunu varsayar. Oysa, gerçekte var olan; sağlıklı bir ilişki içinde yaşanılan aşk ve bağlanma değil; bağımlı olma durumu olabilir.&nbsp;<br></p>



<p>Çoğunlukla, çocukluk döneminde, ebeveynleri tarafından sevildiğini, onaylandığını, takdir edildiğini hissedemeyen, güvenli bağlanmayı deneyimleyemeyen çocuklar, öz değer problemi yaşar ve sağlıklı ilişkiler kurmakta güçlük çekebilirler. Bir ilişki içinde, kendi gerçeklikleriyle sevilmeyi, kabul görmeyi deneyimleyemedikleri için yetişkinlik dönemlerinde de romantik ilişkilerinde kendi gerçeklikleriyle nasıl var olabileceklerini bilemeyebilirler. Bu sebeple de bu kişiler için bir kişiyle yakın ilişki, güven temelli bağ kurabilmek, oldukça güç olabilir. Yaşadıkları bu problemden dolayı da partnerlerini seçerken, farkında olmadan, yakın ilişkilenme, bağlanma problemleri yaşayan kişiler arasından seçebilirler. Kişi için en büyük ikilem; kişi, içten içe yakın ilişkilenmeden kaçındığı halde, yakın ilişkilenmeyi deneyimleyebileceği bir ilişki istediğine inanır. Öte taraftan, gerçekten yakın ilişkilenmeyi deneyimleyebileceği, bağ kurabileceği, sağlıklı ilişkiler içine girdiği an, o ilişkiyi sabote eder ve o kişi ile arasına mesafe koyar. Kişinin en büyük korkusu terk edilmektir ve yakın ilişkilenmeyi deneyimleyebileceği bir ilişkide terk edilmektense, yakın ilişkilenmeyi deneyimleyemeyeceği bir ilişkide terk edilmek, kişi için, daha az acı vericidir. Daha doğrusu, kişi farkında olmadan buna inanır.<br></p>



<p>Bağımlı ilişki döngüsüne giren kişi, ilk önce, farkında olmadan, yakın ilişki içine girme korkusu olan bir kişi seçer. O kişiyi, o kişinin kendi gerçekliği ile görüp kabul etmez. O kişiyi, zihninde yarattığı bir kişinin kalıbına sokar. Ona büyük anlamlar yükler ve o kişi tarafından sevilmek, onaylanmak ve kabul görmek için çaba harcar. Kendilik değerini, o kişinin tutum ve davranışlarına göre belirler. Karşısındaki kişiden ve ilişkiden gerçekçi olmayan beklentileri vardır; içindeki boşluğu dolduracak bir kurtarıcı olarak, ondan koşulsuz sevgi ve ilgi bekler. Beklentileri karşılanmadığı zaman kendilik değerini sorgular, öfkelenir, zaman zaman karşılarındaki kişiden nefret eder. İlişki içinde olduğu ya da ilişki içinde olmaya çalıştığı kişi zamanla daha da uzaklaşır. Yoğun şekilde terk edilme korkusu yaşadığından dolayı, ilişkide beklentileri karşılanmadığı halde, o ilişki içinde kalmak, o kişiyle kalmak, eğer terk edilmişse de o kişiyi geri döndürmek için yoğun çaba harcar. Kişinin kendisinin ne hissettiği, mutlu olup olmadığı, ilişkinin onu besleyip beslemediğini sorgulamak yerine, karşısındaki kişiyle ilişki yaşayabilmek için uğraşır. Planlar yapar. Acı çeker. Kişi, karşısındaki kişiye karşı hem olumlu hem de olumsuz duyguları aynı anda ve genellikle de oldukça yoğun hisseder. Öfke, nefret, terk edilme korkusu ve aynı anda karşısındakini yoğun şekilde arzulama gibi&#8230;Her ne kadar, tüm bu duygular, kişi tarafından aşk olarak tanımlansa bile, aslında yaşadığı aşk değil, bir tür bağımlılıktır. Genellikle, bir kişiye bağımlılık geliştirmeye yatkınlığı olan kişiler, aynı kişiyle olmasa bile, bir ilişkiden çıktıktan sonra, farklı kişilerle de benzer ilişki döngülerine girerler.&nbsp;&nbsp;<br></p>



<p>Bu sebeple de eğer kişi, bağımlı olduğunu düşündüğü bir ilişki içindeyse veya benzer ilişki döngüleri içine giriyorsa, psikolojik destek alması, bu problemin üstesinden gelmesine ve sağlıklı ilişkiler kurabilmesine yardımcı olabilir.&nbsp;</p>



<p><a href="https://www.sondakika.com/haber/haber-ask-mi-sevilme-acligi-mi-11126270/">Kaynak<br></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com/ask-mi-sevilme-acligi-mi.html">Aşk mı? Sevilme Açlığı mı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com">Feyza Bayraktar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://feyzabayraktar.com/ask-mi-sevilme-acligi-mi.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“İdeal” Etiketi ve Sonsuz Mutluluk Yanılgısı</title>
		<link>https://feyzabayraktar.com/ideal-etiketi-ve-sonsuz-mutluluk-yanilgisi.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ideal-etiketi-ve-sonsuz-mutluluk-yanilgisi</link>
					<comments>https://feyzabayraktar.com/ideal-etiketi-ve-sonsuz-mutluluk-yanilgisi.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Aug 2019 13:48:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://yeme-bozukluklari.com/?p=613</guid>

					<description><![CDATA[<p>Etiket üzerinden yakalamaya çalıştığımız “ideal” mutluluğumuz&#8230; Son yıllarda, bir çoğumuzun belki de en fazla önemsediği şeylerden bir tanesi,&#160; dışarıdan nasıl göründüğümüz… Bedensel özelliklerimizden, kıyafetlerimize kadar; kısaca dış görünüşümüz… İşimizde ne kadar başarılı olduğumuzdan, sosyal hayatımızda kimlerle görüştüğümüze kadar; özetle yaşam tarzımız… Hepsini bir başlık altında toplayacak olursak; etiketimiz… ”İdeal kişi”, “ideal yaşam tarzı”&#160;kriterlerini kim, ne [...]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com/ideal-etiketi-ve-sonsuz-mutluluk-yanilgisi.html">“İdeal” Etiketi ve Sonsuz Mutluluk Yanılgısı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com">Feyza Bayraktar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Etiket üzerinden yakalamaya çalıştığımız “ideal” mutluluğumuz&#8230;</strong></p>



<p>Son yıllarda, bir çoğumuzun belki de en fazla önemsediği şeylerden bir tanesi,&nbsp; dışarıdan nasıl göründüğümüz… Bedensel özelliklerimizden, kıyafetlerimize kadar; kısaca dış görünüşümüz… İşimizde ne kadar başarılı olduğumuzdan, sosyal hayatımızda kimlerle görüştüğümüze kadar; özetle yaşam tarzımız… Hepsini bir başlık altında toplayacak olursak; etiketimiz…<br><br><strong><em>”İdeal kişi”, “ideal yaşam tarzı”</em></strong>&nbsp;kriterlerini kim, ne şekilde belirledi ve hangi yollarla bir&nbsp;<strong><em>“yapılması gerekenler”</em></strong>&nbsp;listesi çıkartıp, bu listenin de&nbsp;<strong><em>“sonsuz mutluluğun”</em></strong>&nbsp;kapılarını açacağına dair insanları inandırdı bilemiyorum. Yalnız, tüm bu süreci, bu yazı kapsamında bir kenara bırakıp sonuca bakacak olursak;&nbsp;<strong><em>“ideal”&nbsp;</em></strong>etiketini üzerimizde taşımak için yapılması gerekenler listesindekileri gerçekleştirme peşinde koşarken, aslında kim olduğumuzu, hayattan neler beklediğimizi, nasıl mutlu olabileceğimizi göz ardı ettiğimiz gerçeğidir.<br><br>İş yaşamında başarılı olmak; sayısız titre sahip olmak, çok para kazanmak, tanınmak, sözünü geçirebilmek&#8230; Bu liste, daha bir çok kriterin “ve/veya” lar ile birleşmesinden oluşabilir. Tabii ki insanın, iş yaşamından tüm bunları beklemesi kadar doğal bir şey olamaz. Öte yandan, insan tüm bu özelliklere sahip olsa bile, yaptığı işi sevip sevmediğini sorgulamadan, üretip katkıda bulunmanın keyfini almadan, sadece&nbsp;<strong><em>“ideal”&nbsp;</em></strong>başarı etiketine sahip olmak için, bir o yana, bir bu yana nefes almadan koşuyorsa,<strong><em>&nbsp;kaybetme endişesi</em></strong>&nbsp;ile kendisini daha çok çalışmak zorunda hissediyorsa, gerçekten&nbsp;<strong><em>“başarılı”&nbsp;</em></strong>hissedebilir mi ki?&nbsp; Katılması zorunlu bir yarıştaymışçasına, kaybetme olasılığının soluğu her an ensesinde iken, insan başarıyı yakalasa bile, “başarılı olmanın” keyfini sürebilir mi ki? Peki, işini gerçekten severek yapıyorsa bir insan, başarı zaten kendiliğinden gelmez mi ki eninde sonunda? Oysa,<strong><em>&nbsp;ideal etiketine sahip olabilmek&nbsp;</em></strong>için yapılması gereken; işini severek yapmak değil,&nbsp;<strong><em>hızlı bir şekilde “başarıya ulaşmak” tır.</em></strong><br><br>İdeal bedene sahip olmak&#8230;&nbsp;<strong><em>“İdeal” hedefine ulaşmak için koşulan yarışta, rakiplerin önüne geçmenin en zor olduğu kulvarlardan bir tanesidir.</em></strong>&nbsp;Kilolu olmak, “ideal” değildir; çünkü&nbsp;<strong><em>kilolu isen iradesizlik etiketi yapıştırılır üstüne.</em></strong>&nbsp;Zayıf isen, “yemek ve kilo ile takıntılı” olduğuna karar verilir ve bu da ideal değildir. Ayrıca, her ikisi de ideal güzellik kriterlerine uymaz.&nbsp;<strong><em>İdeal beden için ilk önce “fit” olmak gerekir.</em></strong>&nbsp;Öte yandan,&nbsp;<strong>sadece “fit” olmak, ideal için yeterli değildir.</strong>&nbsp;İdeal bacaklar, ideal burun, ideal dudaklar, ideal gözler, ideal kaş ve kirpikler&#8230; Bu liste uzadıkça uzar. Bir kadın, ideal bedene sahip olmaya ne kadar yakınsa, o kadar güzel sayılır çevre tarafından. Güzel olmak ise “ideal” olmanın olmazsa olmazlarındandır. Erkekler için ise kaslı ve sportif bir vücuda sahip olmak, uzun boylu olmak ideal bedensel özellikler arasında sayılabilir. Yalnız, göz ardı edilmemesi gereken bir durum var, o da;&nbsp; ideal beden etiketine sahip olmak, kadın için erkeğe kıyasla, daha büyük bir baskı unsurudur toplumda. Çoğu kadın, bu baskı ile bedenini değiştirmeye çalışırken, değiştiremediği her şey için öfkelenir, kendisini çaresiz, bazen de yetersiz hissedebilir. Kendi bedenini yeterince “iyi” bulmaz, ideal değildir çünkü&#8230;&nbsp;<strong><em>Oysa, bedenin sınırları vardır ve o “ideal”e asla ulaşılamaz. İdeal beden, ulaşılması imkansız kriterlerin toplamıdır.</em></strong><br><br>İş hayatında “ideal başarıyı” yakalamak, ideal bedene sahip olmak; ideal yaşam tarzının sadece bir kısmıdır.&nbsp;<strong><em>Sosyal olmak, ideal yaşam tarzının olmazsa olmazlarındandır.</em></strong>Sosyalleşmenin de kendi içinde kuralları vardır tabii ki… Belli mekanlara gitmek,<strong><em>&nbsp;“hatırı sayılır” dostlarının olması, olabildiğince “görünmek”…&nbsp;</em></strong>Sonra mutlaka evli olmak ve çocuk sahibi olmak…Tabii ki evlenip çocuk sahibi olmayı istemek, insanın en doğal hakkı. Yalnız,&nbsp;<strong><em>sadece “ideal” etiketine sahip olmak için,</em></strong>&nbsp;kişinin kendisini evlenmek ve çocuk sahibi olmak zorunda hissetmesi, eş seçimini yaparken, karşısındaki kişinin kendisine uygun olup olmadığını sorgulamadan,&nbsp;<strong><em>“ideal”</em></strong>&nbsp;etiketine yakın birisini seçmeye çalışması ve çocuklarını da çocukların istek ve becerilerini, özetle kim olduklarını göz ardı ederek,&nbsp;<strong><em>“ideal”</em></strong>&nbsp;etiketini taşıyabilme kriterlerine göre yetiştirmeye çalışması; ideal bir aile değil, mutsuz bir aile hayatına sahip olmasına sebep olabilir. Yalnız, bu sonuç çoğunlukla hesaba katılmaz.<br><br><strong><em>“İdeal”</em></strong>&nbsp;etiketini taşıyabilme kriterlerini tamamladıkça, kişinin büyük bir haz duyduğu gerçeğini göz ardı edemeyiz. Bu haz, kişinin çevresine nelere sahip olduğunu gösterme çabası sonucunda, onaylanma duygusunu yaşamasının getirdiği hazdır.&nbsp;<strong><em>Yalnız, günün sonunda, kişi kendisi ile baş başa kaldığında, “ideal” olmak için sahip olması gereken tüm o kriterleri tamamlamış olsa bile, ona vaat edilen mutluluğa ulaşamamış olduğu gerçeği ile baş başa kalır.&nbsp;</em></strong>Belki hayatında hiç bir zaman, ne isteyip ne istemediğine, nasıl mutlu olup olmayacağına dair kendisini sorgulamamıştır. Belki de sorgulamaktan özellikle kaçınmıştır. Ya kendi istekleri hiçbir ideal ölçüsü ile örtüşmezse, ya kendi seçtiği yol, diğerleri tarafından onaylanmazsa, ya bu onaylanmama sonucunda yalnız kalırsa, ya&nbsp;<strong><em>“kaybeden” olarak etiketlenirse,&nbsp;</em></strong>ya sonunda mutsuz olursa&#8230;&nbsp;<strong><em>Çoğu insana, kendi seçimleri yüzünden mutsuz olmanın sorumluluğunu taşımaktansa, diğer bir çok kişinin “doğru bildiğini” uygulamak daha konforlu gelir.</em></strong>&nbsp;Kişi, günün birinde, “ideal” olmaya çalışmanın sonsuz mutluluğun kapılarını açmadığını fark etse bile, o yolda harcadığı onca emek ve zaman ile yüzleşmek istemeyebilir; çünkü boşa harcanan bir ömür düşüncesinin acısı oturacaktır yüreğine.&nbsp;<strong><em>O yüzden de sahip olduklarını çevreye “daha fazla göstermeye” çalışarak, duyduğu haz ile ayakta kalmaya çalışır. Haz, onun mutluluk tanımı olur artık.&nbsp;</em></strong></p>



<p>Bu noktadan sonra, kişi kendisinin ne istediğini bulmak için çaba harcamayı ve onun peşinden gitmeyi çoğunlukla göze alamaz. Olduğu yerde kalır. Değişim zordur. Kendi kararlarının sorumluluğunu taşımak zordur. <strong><em>Öte yandan, farkında olmadığı bir şey vardır; o da insanın sadece bir yaşamı olduğu ve o yaşamı,  geç kalmış olduğuna inansa bile, kendi istediği gibi yaşayabilmenin verdiği özgürlük hissinin getirdiği mutluluğun “gerçek” olduğudur.</em></strong> Altının <strong><em>“yaşamla”</em></strong> dopdolu olduğu bir mutluluk&#8230; <em><strong>Tüm o kriterlere baş kaldırarak, özgürce yaşayabilmek, bir çok insan tarafından onaylanmayabilir; çünkü cesaret, cesareti olmayanların yok etmeye çalıştığı bir tehdittir. </strong></em>Yalnız, bu başkaldırının, bir çok kişiye ilham kaynağı olacağını da unutmamak gerekir.<br><br><strong><em>”İdeal” değil, kendi gerçekliğiniz üzerine kurduğunuz bir hayat yaşayabilmeniz dileğiyle&#8230;Sonuçları ne olursa olsun&#8230;</em></strong></p>



<p><a href="https://www.elele.com.tr/blog/psikolog-dr-feyza-bayraktar/ideal-etiketi-ve-sonsuz-mutluluk-yanilgisi">Kaynak</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com/ideal-etiketi-ve-sonsuz-mutluluk-yanilgisi.html">“İdeal” Etiketi ve Sonsuz Mutluluk Yanılgısı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com">Feyza Bayraktar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://feyzabayraktar.com/ideal-etiketi-ve-sonsuz-mutluluk-yanilgisi.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ben Onun Zekasını Seviyorum</title>
		<link>https://feyzabayraktar.com/ben-onun-zekasini-seviyorum.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ben-onun-zekasini-seviyorum</link>
					<comments>https://feyzabayraktar.com/ben-onun-zekasini-seviyorum.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Aug 2019 13:46:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://yeme-bozukluklari.com/?p=610</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sapyoseksüelizm, özellikle son dönemde, sıklıkla karşımıza çıkan bir terim. Peki; “sapyoseksüelizm” tam olarak ne anlama gelir? Kısaca özetleyecek olursak; zekanın, bir kişi için, en çekici, en tahrik edici unsur olmasıdır. Kendilerini sapyoseksüel olarak tanımlayan kişiler, karşılarındaki kişinin zekasına çekilirler; diğer bir deyişle, zeka, bu kişiler için, çoğunlukla, partner seçerken en önemli kriterdir. Literatürde, “sapyoseksüel olmak” [...]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com/ben-onun-zekasini-seviyorum.html">Ben Onun Zekasını Seviyorum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com">Feyza Bayraktar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<p><strong>Sapyoseksüelizm, özellikle son dönemde, sıklıkla karşımıza çıkan bir terim. Peki; “sapyoseksüelizm” tam olarak ne anlama gelir? Kısaca özetleyecek olursak; zekanın, bir kişi için, en çekici, en tahrik edici unsur olmasıdır. Kendilerini sapyoseksüel olarak tanımlayan kişiler, karşılarındaki kişinin zekasına çekilirler; diğer bir deyişle, zeka, bu kişiler için, çoğunlukla, partner seçerken en önemli kriterdir.</strong></p>



<p>Literatürde, “sapyoseksüel olmak” üzerine fazla araştırma olmadığı için; “Bir insan neden sapyoseksüel olur?” sorusunun cevabına dair de fazla bir veri bulunmamakta. Yapılmış olan araştırmalar, sapyoseksüelizmi farklı teorilerle açıkladığı için, çıkan sonuçlar da bu sorunun tek bir cevabının olmadığını gösteriyor. Yalnız, var olan araştırmaların ortak noktası; sapyoseksüel insanlar için zekanın, bilgili olmakla özdeşleştiriliyor olması. Dolayısıyla, sapyoseksüel insanlar için asıl çekici olanın; “zekayı bilgiye ulaşma aracı olarak kullanabilme, sahip olunan bilgiyi üretkenliğe çevirebilme ve bilgiyi başkalarına aktarabilme becerilerine sahip olmak” olduğu söylenilebilir.</p>



<p>O zaman, bu noktada, şu soruyu sormak gerekir; “Neden zeka ve bilgi kombinasyonu bu derece çekici? Bu konu üzerine yapılan çalışmalar,&nbsp; sapyoseksüelizmin kadınlarda, erkeklere oranla daha fazla olduğu savunuyor. Yani; sapyoseksüel kadınlar için, bir erkekteki en çekici özellik; o erkeğin zeki ve bilgili olması. Var olan araştırmaların çoğu, zeka ve bilgi kombinasyonunun, bir kriz durumunu yönetebilmeyi-kontrol altında tutabilmeyi çağrıştırdığını, zeka ve bilginin başarıyı da beraberinde getirebileceğine dair bir algı yarattığını ve bu bağlamda; bir güç unsuru olarak görüldüğünü savunuyor. Özetle; zeka ve bilginin çekiciliğinin altında yatan temel unsurun, güçlü olmak ile özdeşleştirildiğini söylüyor.</p>



<p>Bir insanın zeka ve bilgiyi takdir etmesi, hatta çekici bulması kadar doğal bir şey olamaz. Özellikle de belli bir entelektüel birikimi olan, öğrenmeyi ve bilgi paylaşmayı seven insanlar için, karşısındaki ile sohbet edebilmek adına, o kişide belli özellikleri araması çok da olağan dışı değil. Öte yandan, sapyoseksüel olmayı; sadece zeka ve bilgiyi takdir etmek ile açıklamak ya da kişinin karşısındaki insanla sohbet ederken, entelektüel birikimini paylaşmaya ihtiyaç duyması üzerinden tanımlamaya çalışmak yeterli olmaz. Sapyoseksüel olmayı; “Bir kişi için, zeka ve bilginin hayranlık uyandıracak en belirleyici unsur olması; temelde, kişinin zeka ve bilgiye gereğinden fazla anlam yüklemesi, çoğunlukla da karşısındaki kişinin bütününü görmezden gelerek, zeka ve bilgisinden dolayı, o kişiyi idealize etmesi” şeklinde yorumlamak daha yerinde olabilir.</p>



<p>Peki; “sapyoseksüel olmak” hangi noktada sıkıntı yaratabilir? Eğer, kişi, romantik ilişkilerinde, partnerını seçerken, zeka ve bilgiyi, bu seçimin en belirleyici unsuru olarak görüyorsa;&nbsp; bu durum, karşısındaki kişinin bütününü kaçırmasına ve sonuç olarak da hayal kırıklığı yaşamasına sebep olabilir. Bir insan, bilgiyi çok hızlı öğrenebiliyor olabilir, entelektüel birikimi fazla olabilir, bunun yanı sıra; müzikte, resimde, sinemada ve daha bir çok sanat dalında yetenekli olabilir, bir de tüm bunlar yetmiyormuş gibi esprili de olabilir. Diğer bir deyişle, bir çok becerisi, çevredeki bir çok kişiye kıyasla çok daha gelişmiş olabilir. Evet; bu becerilere sahip olmak, o insanı etkileyici yapabilir, o insana hayranlık duymaya sebep olabilir. Öte yandan, tüm bu beceriler, o insanın nasıl bir insan olduğunu, kişiliğini, özetle;&nbsp; o kişinin bütününü tanımlamak için yeterli değildir. Ayrıca, bir insanın tüm bu becerilere sahip olması, o kişinin ilişkilenebileceği, sağlıklı bir ilişki yürütebileceği anlamına da gelmez. Yalnız, çoğu zaman, zeka ve bilgiye yüklenen anlam o kadar fazla olabiliyor ki kişi farkında olmadan, bu becerilere sahip olan kişinin, kendisi için “ideal” partner olabileceğine inanabiliyor.</p>



<p>Bir kişiye hayranlık duymak, bir kişiyi beğenmek ve bir kişiyi sevmek; birbirileri ile sıkça karıştırılan durumlar&#8230; Bir insana, sahip olduğu bazı becerilerden dolayı hayranlık duyabilirsiniz, onu uzaktan beğenebilirsiniz; fakat bu, o kişiyi tanıdığınız zaman, onu sevebileceğiniz anlamına gelmez. İnsan, bazen, özellikle de karşısındaki kişiyi idealize ettiğinde, kendisinin o kişiyi tanıdığı zaman, onu ne kadar sevebileceğini sorgulamaktansa, o kişiye kendisini “sevdirmenin” yollarını arar ve bunun için çabalar. Bunun sebeplerinden bir tanesi; kişinin, bazen farkında olmadan, kendisini “yetersiz” hissetmesinden kaynaklanıyor olabilir. Kişi, karşısındaki kişiyi değerlendirirken, onun sahip olduğu becerileri kriter alıp, o kişinin bütününün, o becerilerden oluştuğunu varsaydığı gibi; kendisini de değerlendirirken, sahip olduğu beceriler üzerinden değerlendirir ve kendi bütününü görmezden gelir. Aynı zamanda, karşısındaki kişinin sahip olduğu becerileri idealize ederken, kendi sahip olduğu becerileri de çoğunlukla azımsar. Özetle; çoğu zaman, kişi, kendisini karşısındaki için yeterince “iyi” bulmaz; fakat “ideal” olduğunu düşündüğünün peşine düşer. Bazen, o kişinin davranışları üzerinden kendi değerini belirler ve o kişi tarafından sevilmenin, kendisini “değerli” hissettireceğine inanır.</p>



<p>Yalnız, bir kişi, ne kadar zeki olursa olsun, ne kadar bilgili olursa olsun ya da ister toplum tarafından da “ideal” kabul edilen bir çok beceriye sahip olsun; bu, o kişinin sevebilme kapasitesinin yeterli olduğu anlamına gelmez. Bir ilişkide, karşınızdaki kişi; duygu, düşünce ve davranışlarının arkasında duramıyorsa, sıklıkla karmaşık mesajlar vererek zihninizde boşluklar bırakıyorsa, günün sonunda, kendinizi o boşlukları doldurmaya çalışırken buluyorsanız; o ilişki içinde olmaya çabalamanın ne anlamı var? İlişkiler, farklı dinamiklere sahiptir ve insan, her ilişkiden farklı şekilde beslenir. Karşınızdaki insanın zeka ve bilgisinden yararlanıyor olmak, iyi bir öğretmen-öğrenci ilişkisi için ideal olabilir; fakat romantik ilişkiler için yeterli değildir. Kişiyi, duygusal anlamda besleyeceği anlamına gelmez. Bu noktada, karşınızdaki kişinin bütünün, sizi ne şekilde beslediğini sorgulamak gerekir. Siz, o kişi ile mutlu bir ilişki yaşayabileceğinize gerçekten inanıyor musunuz? Beklentileriniz ne kadar gerçekçi; kendinize sorun. Asıl, daha önemlisi; siz o kişi ile bir ilişki içinde olmayı, neden istiyorsunuz? Sizin için, o kişi, hangi açıdan “ideal”? Siz, duygusal ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz, sağlıklı bir ilişki içinde mi olmak istiyorsunuz; yoksa “idealize” ettiğiniz becerilere sahip bir kişi ile bir ilişki yaşamayı “oldurtabilmek”, sizin kendi kendinize ispat edeceğiniz bir “başarı” ya da “değerli olma” göstergesi mi?  Tüm bu sorular üzerine düşünün ve kendi ihtiyaçlarınızı belirlemeye çalışın. Beklentiler ne kadar gerçekçi olursa, hayal kırıklığı yaşama olasılığı da o kadar azalır.</p>



<p><a href="https://www.elele.com.tr/blog/psikolog-dr-feyza-bayraktar/ben-onun-zekasini-seviyorum">Kaynak</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com/ben-onun-zekasini-seviyorum.html">Ben Onun Zekasını Seviyorum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://feyzabayraktar.com">Feyza Bayraktar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://feyzabayraktar.com/ben-onun-zekasini-seviyorum.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
